« Önceki |

26/7/2007

SEN BİLİRSİN YARABBİ..

Kullar bilmese dahi her şeyim sana ayan
Türlü türlü halımı sen bilirsin Ya Rabbi
Şu yalancı dünyada sensin sesimi duyan
Koparılan dalımı sen bilirsin Ya Rabbi

Senden gelen her şeyi karşılarım şükürle
Dünya malına tapmam işim yalnız fikirle
Aza kanaatkârım yetim veya fakirle
Bölüştüğüm dilimi sen bilirsin Ya Rabbi

İnsan yaratılmışken insanlığı kepenler
Makamına taparak ahireti tepenler
Yükselirim sanarak zeminleri öpenler
Akıllı mı deli mi sen bilirsin Ya Rabbi

Halkına baş olanın Ümmetini sattığı
Ehli iman alemin derdine dert kattığı
Emperyalist Batı’nın bize karşı attığı
Hava sükse çalımı sen bilirsin Ya Rabbi

 

Dilimden eksik olmaz adın zikri şahanem
Kendimi kandırarak eksik olmaz bahanem
Sağ omzumun üstünde sevap yazılan hanem
Boş veyahut dolu mu sen bilirsin Ya Rabbi

Sorumsuzca yaşarken safi sebil Zaman’da
Sana yönelmek çok zor dünya denilen handa
Azrail’in selamla geldiği meçhûl anda
Kula gelen ölümü sen bilirsin Ya Rabbi

Mevsim tamam diyerek harmanımı savurup 
40 yıllık ömrümde nice çamlar devirip
Beşeri düşünceye hep yüzümü çevirip
Sana doğru yolumu sen bilirsin Ya Rabbi

Irak’ta Filistin’de katliama bakarak
Gördüğüm kan gölüyle bir yanımı yıkarak
Ciğerimi dağlayıp yüreğimi yakarak
Savurduğum külümü sen bilirsin Ya Rabbi

 

Kulcuklara uyarak geçmişime sövmedim
Mazlum ahı alarak dizlerimi dövmedim
Bir lokma bir hırkayla şatafatı sevmedim
Sırtımdaki çulumu sen bilirsin Ya Rabbi

 

HİDDETÎ aciz kulun riyakârlık mı yapar
Sıratel müstakim der eğiri yola mı sapar
Dili tasdik ederken yalnız sana mı tapar
Yoksa kulun kulu mu sen bilirsin Ya Rabbi

Bunlar da bir kulunun, sözleri,
Yel estikçe kızarır bağrındaki közleri.
Bir mazlumu görünce gözlerim 

Kuru yahut sulu mu, sen bilirsin Ya Rabbi

 

 

26/7/2007

BABAMIZ..

Babaların kalbi aşkla doludur.
Hata yapsa da Allah kuludur.
Onu sevmek rabbimizin yoludur.

Babamız bizlere canını verir.
Babamız bizlere kanını verir.
Babamız bizlere şanını verir.

Ona karşı isyankâr olamayız.
Onsuz asla mutluluk bulamayız.
Tövbe onun ahını alamayız.

Babamız bizlere canını verir.
Babamız bizlere kanını verir.
Babamız bizlere şanını verir.

Rabbim ona uzun ömürler versin.
Babam ruhumda gözlerimde fersin.
Babam en yüce makamlara ersin.

Babamız bizlere canını verir.
Babamız bizlere kanını verir.
Babamız bizlere şanını verir.

Onun hayatta olması bize yeter.
Onun yokluğu ölümden beter.
Yuvamızda onun dumanı tüter.

Babamız bizlere canını verir.
Babamız bizlere kanını verir.
Babamız bizlere şanını verir.

O benim babam kimseye laf söyletmem.
Onun adıyla hiç kimseyi eğletmem.
Babamdan gayrisine asla meyletmem.

Babamız bizlere canını verir.
Babamız bizlere kanını verir.
Babamız bizlere şanını verir.

23/7/2007

KALBİMİN PENCERESİ..

KALBİMİN PENCERESİ
Sen kalbimin aşk penceresinden
Bütün sıcaklığıyla süzüldün girdin.
Sabah güneşi gibi aydınlık berrak
Girdin kalbime iyice gör bak.
En temiz duyguyu aşılayan sensin
Sensin karanlık dünyamı aydınlatan
Baharda açan çiçekleri,öten kuşları
İlk defa sensin bana gösteren.
Sen bütün berraklığıyla kalbime dolan
Karanlık olmadığını dünyanın
Sensin bana anlatan.
Sen o pencereden süzülüp giren
Sen bana yaşama arzusu veren
Seninle beraber bir şeyler daha süzüldü içime
Kalp penceremden...
Seni kaybetmenin korkusu doldu içime
Bir korkuki beni perişan eden
Bu korkuyu kalp penceremden sen fırlat
Yanlız seninle dolsun kalbim
Ve o pencereyi sen kapat!

Not:Şiir ŞULE YÜKSEL ŞENLER'İN 'HUZUR SOKAĞI' romanından alıntıdır


 

23/7/2007

ÖMRÜMÜN HARİTASI

Açıldı
ömrümün haritası
Bir omzu düşük bıçkın delikanlı
Hey Ali Munzur
hey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve
emanet kalmıştır bir köylü kızında
kalbimin yarası
Hey Ali Munzur
hey dağların kartalı

Benim ömrümde
bir kırlangıç ağıdı vardır bildiğim
Benim ömrümde tel örgüler kuşluk ayazı
kör karanlık yağlı kurşun
Birde yanık türküsü anamın
Her biri bir başka seherinde güz dönümünün
Vurup gitmiştir sessizce oğulları
Şu gurbet denen şu belalı
şu pur yılanı
şu bilinmez sefere

Benim ömrümde bir ırmak vardır
durup önünde taş yüzdürdüğümüz ak köpüklerinde
Sesine sesimizi kattığımız
Ve anamızın
patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız
haylandığımız
adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
Yıldızların altında
dam bacalarında aşık attığımız

Benim ömrümde
yarı çıplak bıçkın delikanlısı ortalığın
yağmurların sevdalısı
ve parlayan yusufatan kuşları

Benim ömrümde mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
Ah İçime işleyen
ah sen!

Ondokuz yaşımın
Ve ırmağımın
Ve toprağımın hakkına birde sen! ..
Bulutlarıma kına yaktığım sebebim
Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böylesine bu kadar!
Ya da sevemedim

Hey Ali Munzur
hey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası
sol yanım hicran
Ve
emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarısı

Bu da bir gurbettir
yıkar adamı içine
Bu da bir rivayettir
on iki yıl bilmem
bilmem kaç bin gece
Bir türkü sesinde..
Dumanlı dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var?
Seher vakti
bu yerlerde kimler ağlamış?
Çimenler üstünde gözyaşları var..

Şimdi vur
vur içine onca talanı
Onca sevdayı vur
vur Ali Munzur vur
Bu sol yandaki hicran yarası çok güzel durur

Benim ömrümde çiçeğin bozamadığı
Karanlığın düşemediği yüzüm
Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
Tercanın yeşili Ciminin üzüm gözlü güzeli
Ve hüzün yaprağını dökende dut ağacın
Kalbime bir gül dikeni
Fikrime sevda batanda.
Kemahın istasyonuna doğu expresi demir atanda
Murat suyu Fırata karışıp
üç gün üç gece kan akanda
Ben belki bin gece sayanda gurbet akşamlarında yıldızları
Emanetime iyi bakasın köylü kızı
O elinde tuttuğun kanayan şey Ali Munzurun
Ali Munzurun kalbinin yarısı

Benim ömrümde
yarı çıplak bıçkın delikanlısı ortalığın
Yağmurların sevdalısı
Ve parlayan yusufatan kuşları
Benim ömrümde mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
Ahhh sen
İçime işleyen!

Ondokuz yaşımın ve ırmağımın ve toprağımın hakkına
birde sen!
Bulutlarıma kına yaktığım sebebim
Namerd olayım
sevmedim hiç kimseyi böylesine bu kadar
Ya da sevemedim.

Hey Ali Munzur
hey dağların kartalı
Sağ
yanım bıçak yarası
sol yanım hicran
Ve
emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
Açıldı
açıldı bak açıldı
ömrümün yol haritası...

ŞİİR: ibrahim sadri

 

23/7/2007

PAPATYA..

 

Koskoca bir bahçede
Demetler içinde bir papatya.
Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş
Aksakallı bahçıvana…


Bir ümit bekliyormuş.
Yüzlerce çiçeğin arasından
Onunla, sadece onunla
Saatlerce ilgilenmesini.
Buz gibi suyunu
Sadece ona döksün istiyormuş…
Sadece ona değsin makası,
Sadece ona gülsün dudakları.
Kıskanıyormuş bahçıvanı
Kırmızı güllerden,
Sarı lalelerden,
Mor menekşelerden.
Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş,
Bembeyaz yapraklarını…
Bir gün,
Aşkı öyle büyümüş ki,
Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.
Eğilivermiş boynu.
Toprağa bakıyormuş artık.
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş
Ayaklarını görüyormuş.
Buna da şükür diyormuş.
Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.
Zaman akıp gidiyormuş.
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.
Ne var sanki boynumu kaldırsa
Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.
Yanıp tutuşuyormuş…
Ve işte bir gün..
Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.
İncecik bedenini ellerinin arasına almış.
Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş
Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.
Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.
Hâlâ göremiyormuş onu,
Ama bedeni kurtulmuş.
Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.
Gelen giden yokmuş…
Kahrından ölecekmiş papatya.
Ama işte bir sabah,
Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.
Derin bir oh çekmiş.
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.
Başka birisiymiş.
Adamın elinde bir de makas varmış.
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.
Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.
Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış…
Ama gövden seni taşımıyor demiş.
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış
Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini,
O ak saçlı, aksakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.
Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş,
Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.
O, her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.
Belki, ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
Ama onu aslında hep sevmiş.
Papatya anlamış artık.
Sevgi; emek istermiş…
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini,
Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağı da kuruduğunda,
Biliyormuş artık…
Gerçek sevginin, söylemeden,
Yaşamadan ve asla kavuşmadan
Var olabileceğini...

Yazarı Bilinmiyor

SOHBET KÖŞESİ


Blogcu ile yapıldı